4 Şubat 2014 Salı

The Roommate


Yapım : 2011
Tür: Drama / Horror / Thriller
İMDb Puanı : 4,8
Queen's Review : 5 / 10

Aslen beğendim.Ancak fragmanını izlerken daha gergin bir film olacağını düşünmüştüm ne yalan söyleyeyim.Pek de gerilmedin yahut heyecanlanmadım ben.

Biraz acıklı bir filmdi bence.Kızın adına üzüldüm.Aslında ikisinin adına da.Biri hasta bir kız ve anladığım kadarıyla arkadaşsız,diğeri de popüler ve oldukça güzel bir kız ancak çok talihsiz.En azından oda arkadaşı konusunda.Düşünsenize,o kadar insanın içinden sana pisikopat düşsün! :D

Yani kısaca konusuna geçmeden evvel diyebilirim ki izlemesi eğlenceli bir filmdi.Belki korkup gerilmeyebilirsiniz ama keyifli bir zaman geçireceğinize eminim.

Yeni üniversiteye başlayan Sara yeni oda arkadaşı Rebecca ile tanışır ve onun oldukça zengin ve aslen iyi bir kız olduğunu düşünür.İkisi yalnızken epey eğlenirler ancak Sara yeni arkadaşlar edindikçe Rebecca tuhaflaşır.

Hatta diğer arkadaşlarından Rebrecca'nın onları tehdit ettiği bile kulağına gelir.Ancak sorduğunda Rebecca çok doğal davranır ve yalan söylediklerini söyler.Sara ona inanır ve konuyu kapatır ve hayatının hatasını yapar bir nevi.
Yalnızca yeni arkadaşlar değil aynı zamanda bir erkek arkadaş da edinen Sara artık iyice sosyalleye başlamıştır ve Rebecca bundan hiç memnun değildir.

Aslen konudan evvel karakterleri biraz anlatmam gerekirdi ancak şimdi anlatsam da olur diye düşünüyorum :)

Sara'nın ablası ölmüştür.Ondan ve diğer herşeyden uzaklaşmak için ULA'e başvurmuştur.Hemen öncesinde erkek arkadaşından ayrılması da bir etkendir tabi.Tüm bunlarla beraber Sara bir nevi evden uzaklaşma gereği duyan biri haline gelmiştir.

Rebecca ise tabiri caizse para içinde yüzen bir kızdır.Ancak pisikolojik olarak rahatsız bir kızdır.Tüm hayatı oyunca kendisini hep tek bir kişiye adama üzerine kurulu arkadaşlıklar yaşamış ve dolayısıyla da karşı tarafı ürkütüp kendinden daima kaçıran taraf olmuştur.
ULA'a geldiğinde oda arkadaşının arkadaş canlısı tavırlarından çok hoşlanır ve her zaman yaptığı gibi onu benimser ve yalnızca kendisinin olsun ister.

Bence burada çok yalnız kalmış bir kızın dramasını da izlemiş oluyoruz.Evet bunu doğal ol
arak kimse anlamıyor filmde,en azındna o gözle bakmıyorlar,ancak bence öyle...

Filme tek eleştirim şudur: "Kediciği neden öldürttünüz yahu?!! Sokağa da salabilirdi yani :("
:( Unutulmayacaksın :(

İzlemesi keyifli bir film.Kedili kısım hariç!

İzlemezseniz çok şey kaçırırsınız diyebileceğim bir film olmasa da izlemenizi tavsiye edebileceğim katagoriye giren filmlerden oldu...

Sara'nın bu şapkasınına bayıldım ya.Kendime de alayım diye çok aradım ancak henüz bulabilmiş değilim. :(

Fright Night 2 : New Blood


Yapım : 2013
Tür: Comedy / Horror / Thriller
İMDb Puanı : 4,2

Queen's Review : 3 / 10


Kesinlikle ilk filminin yanından bile geçmiyor!

Büyük bir beklentiyle başladım ve elimde patladı.Filme neredeyse resmi olarak berbat diyebilirim.

Oyuncular hiç olmamış (Kontes Dracula hariç) hiçbirini sevemedim.Bir filmde de ana karakterlerden hoşlanmayınca koca film anlamını yitirir biliyorsunuz ki.

Konusunu falan anlatayım diyeceğim ama inanın konusuyla filmin kalitesi arasında dağlar yollar var.

Öncelikle bu filmde Draculayı izliyoruz.Ancak Kont Dracula değil de Kontes Dracula...

Filmimiz Romanya'da geçiyor.Üniversitede profesör olan Gerri Dandridge aslında Kontes Dracula'dır.Üniversite için gelen bir grup lise öğrencisi içinden Charley Kontes'in birini öldürüşüne şahit olur ve sonraları bir çok şeye ve Kontes tarafından fark edilir.

Charley'nin oda arkadaşı olan "Evil" Ed'e her şeyi anlatır ve Ed'de vampirler konusunda oldukça bilgilidir.En sevdiği program Fright Night'dır.Programın sunucusu da yeni bölüm çekimi için ülkede olduğunu öğrenirler ve ona yardıma giderler.

Charley'nin küs olduğu sevgilisi de işin içine girer ve bir şekilde işler karışır.AslenKontes yıllar boyunca onu gün ışığına çıkarabilecek olan bakire'yi aramaktadır.Şöyle ki ; Kontes Dracula'nın gün ışığına çıkmasını salayacak bir bakire kız vardır ancak onu yıllardır arayan Kontes milyarlarca insan öldürmüş ancak o kızı bulamamıştır.Yüz yıllar boyunca genç kalmak için insan kanını kullanan Kontes sonunda o bakireyi bulur ancak işler bundan daha karışıktır.Gün ışığında yürüyebilmesi için yalnızca bakire yetmeyecektir.

Ah...Bazen filmlerin konularını anlatırken onları olduklarından daha çekici hale getirdiğimi düşünüyorum. :D

İnanın konusu kadar ilgi çekici bir film yapmış olsalardı eminim film kat be kat güzel olurdu.Yani bir insan bir konuyu bu kadar kötü bir şekilde senaryolaştırır.Senarist Matt Vanne , duy sesimi! Yani bundan daha kötüsü olamazdı.

Görüntüler hoş değil,karakterler resmen geçiştirilerek yazılmış,konunun gidişatını takip edemiyorsunuz.Bence kesinlikle boşa emek ve bütçe harcanan bir film olmuş.Bazen bu paraları bir hayır kurumuna bağışlasalar daha yerinde olurdu diye düşündüğüm filmler oluyor malesef bu da onlardan biri.


Halbuki ilk film ne kadar da güzeldi.Yazık.Seriye hakaret oluyor yav.Güzel bir şekilde yapamayacaksınız hiç yapmayın arkadaşım yahu,bırakın seri olmasınitek kalsın.Güzel kalsın...


21 Ocak 2014 Salı

The Hunger Games


Yapım : 2012
Tür: Advanture / Sci-Fi / Thriller
İMDb Puanı : 7,3
Queen's Review : 10 / 10


Suznne Collins'in yarattığı 3 kitaplık seriden sinemaya uyarlanan The Hunger Games (Açlık Oyunları) çok başarılı bir yapım.Sinemaya uyarlanan br çok filmde izleyiciler ve hayranlar hayal kırıklığına uğruyor.Senaristlerin mahvettiği çok güzel kitaplar gördük hepimiz.Ancak şükür ki The Hunger Games'e bunu yapamamışlar.


Film baştan sona bir harikaydı.İlk sinemada izlediğimde tam olarak hayal ettiğim gibi olduğunu düşündüm.Yalnız oyuncu kadrosu için bir iki laf etmek gerek diye düşünüyorum.Katniss Everdeen rolü Jennifer Lawrence tarafından çok güzel bir şekilde canlandırılmış olsa da Peeta Mellark rolüne Josh Hutcherson hiç olmamış.Kitapta Peeta'yı çok daha sevimli bir çocuk olarak hayal etmiştim.Ve film ilk çıktığında bir çok hayranda benimle aynı fikri beyan etmişti.Ama ne yapalım  çocuk seçilmiş bir kere.Bize de izlemekten başka bir şey düşmez.


Görsellik açısından seyirciyi ve özellikle fan'ları doyuran bir film olmuş The Hunger Games.Filmde kitaptan alınan ve başarılı bir şekilde yansıtılan çok sahne vardı.Rue ile Katniss'in ilişkisinin içtenliğini tam anlatamamış olduğunu düşünsem de kitabını okumadan izleyenler için yeterliydi.Yani fanları değilse de izleyici tatmin ettiğini düşünüyorum.En azından Rue'nun ölümü yeteri kadar etki bırakabildi.

Ben o bölmü okuduğumda çok ağlamıştım.Ancak son kitabın sonlarına doğru olanlar beni üç gün sürecek bir bunalıma sürüklemişti.Şuan her ne kadar filmin eleştirisini yapıyor olsam da kitaplarını okumadan geçmeyin demek zorunda hissediyorum kendimi.Çünkü kaçırılmaması gereken serilerden biri.Filminin çıkmasını beklemeden Katniss'in yolculuğuna şahit olun derim.

Rue'ya geri dönersek,ölümünden sonra Katniss'in işareti ve sonrasında gelen özgürlük arayışı serinin konusunu oluşturuyor çünkü.Bir nevi dönüm noktası.

Yorumumu konusuna kısaca değinerek bitireceğim.O zaman Rue'nun nasıl bri önem taşıdığını daha net anlamış olacksınız.

13 mıntıkadan oluşan Panem diye bir ütopik şehirdeyiz.1. mıntıka başkent.Capitol.2. ve 3. mıntıkalar da bir nevi Capitol'ün yan kolları gibiler.Mıntıka numaraları büyüdükçe içerisindeki halk da fakirliyor.Her mıntıkanın kendine ait bir işi,görevi var.Bizim Katniss 12. mıntıkada yaıyor.Ve o mıntıkanın işi madenden kömür çıkartmak.Ve asla birbirleriyle görüşmüyorlar.Kimse kendi mıntıkasının dışına çıkamıyor.Bir nevi kendi hallerinde Capitol ve diğer iki mıntıka için gönüllü çalışan köle gibiler bence.Ancak sonra
13. Mıntıkada bir isyan çıkıyor ve Capitol orayı savaşta yerle bir ediyor.Sonra insanlar bir daha cesaret edip de yeniden isyan edemesinler diye bir nevi bir gövde gösterisini,korkutma politikasını temsil eden bir 'oyun' ortaya çıkartıyor Capitol.Oyunun adı da The Hunger Games (Açlık Oyunları).



Oyunun açıklaması ise şu;her mıntıkadan biri erkek biri kız 2 çocuk/genç seçiliyor ve bu seçilen çocuk/gençleri bir araya getirip ölümcül bir oyuna tabi tutuyorlar.Birbirlerini öldürdükleri bu alanda en son hayatta kalan ömür boyu üne ve paraya kavuşuyor.Ancak oyuna seçilme şeklinin de nasıl olduğunu söyleyelim.Oyuncular mıntıkadaki 12 ila 18 yaş aralığında olan tüm çocuk/gençlerin adının yazılı olduğu bir tabiri caizse kavanozdan seçiliyor.12'den 18'e kadar her yıl her gencin adı 2'ye 3'e katlanarak artıyor.Yani 24 yaşına geldiğinde kavanozdaki isminin yazılı olduğu kağıt sayısı 6-8'i buluyor.Tabi bir de ismini daha fazla yemek karşılığı için ekstradan yazdırabiliyorsun.Ve sonra bu seçilen 'Haraçlar' televizyonda canlı bir şekilde ölümüne savaşıyorlar ve izlemek zorunlu.Ayrıca düşük mıntıkalara televizyonun geldiği tek dönem de yılın bu dönemi oluyor.

Şimdi The Hunger Games'i çözdüğümüze göre Katniss'in dahil olduğu konuya gelelim.Katniss 12. mıntıkada yaşayan bir kızdır.Babası bir maden kazasında ölmüş,annesi de bundan sonra bunalıma girmiştir.Kız kardeşi olan Primrose'a Katniss sahip çıkmış ve babasının devletten gizli yaptığı avcılığa artık o devam etmektedir ailesini doyurmak için.Bir gün böyle ir açlık ve fakirlik döneminde fırının önünden geçerken ekmek kokusunu duyar.Ancak fırıncının karısı onu kovar.Katniss de bir ağaç altında ağlarken fırıncının oğlu 'Peeta' sırf ona ekmek atabilmek için ekmekleri yakar ve annesinden dayak yiyerek ekmekleri atmaya dışarı çıkar.Kimseye göstermeden bir tanesini Katniss'e verir ve bundan sonra birbirlerine farkında olmadan aşık olurlar.Sonraki yıllarda hiç görüşmezler ancak Peeta'nın ona olan duygularında eksilme yoktur.Bu yıllar içerisinde aynı kendi gibi avcılık yapan ve ailenin sorumluluğunu üstlenen biriyle tanışır Katniss.Gale.Sonra Açlık Oyunları'nın zamanı gelir ve ilk kez adı yazılacak olan kız kardeşi korkuyordur.Ve korktuğu gerçekleşir.Primrose Açlık Oyunları'na seçilir.Kardeşini yollamayan Katniss,12. mıntıkada bir ilki gerçekleştirir ve gönüllü olur.Kısmet bu ya erkek haraç olarak da Peeta Mellark seçilir.Ve ikisi kasabalarındaki tek 'Galip' olan Haymitch'in akıl hocalığında ölümüne bir oyun olan The Hunger Games'e doğru yola çıkarlar.Capitol'e vardıklarında kendi hayatlarından çok daha farklı şeyler görürler.Kendi insanları açlıktan kıvranırken Capitol'de insanlar daha çok yemek tadabilmek için yediklerini kusuyorlardır.Rengarenk makyajlariten renkleri ve kıyafetler.Aşırı süsler ve lüks ile karşılaşırlar.
Sonra oyunlara hazırlanmak için ona bir stilist verilir.Çünkü oyunda hayatta kalmanın en büyük yolu zenginlerin seni beğenmesi ve sana sponsor olup oyunda sana ihtiyaçlarını yollamalarından geçiyordur.Mesleğinde yeni olan Cinna en düşük seviye olan 12. mıntıkaya verilir.Ancak bir  harikalar yaratır ve Katniss için çok önemli biri haline gelir.Çalışma odasına girdiklerinde zengin olan ilk 3 mıntıkanın gençlerini özellikle bu oyun için eğittiğini görürler.Onlara 'Kariyer' deniyor.Orada tanıştığı küçük Rue'yu kardeşine benzeten Katniss onunla daha ilk anda bir bağ oluşturur.Ve avlanırken ustalaştığı yay ve ok'ta iyice alıştırma yaptıktan sonra oyunlara doğru yola çıkarlar....

18 Ocak 2014 Cumartesi

Bonnie & Clyde

Yapım : 2013
Tür: Crime / Drama / Biography
İMDb Puanı : 6,4
Queen's Review : 10 / 5


Mini Dizi olarak ekranlara gelen Bonnie & Clyde hepimizin bildiği,yıllar içerisinde dizileri de yapılmış bir suçlu çifti konu alıyor.

Aslen diziyi bir filmmiş gibi izlemeye başladım.İzlerken keyif aldım ancak umduğumu da henüz verebilmiş değil aslen.O nedenle notum 10 / 5.

Görsellik bakımından tatmin edici bulmasam da Bonnie'yi canlandıran Holliday Grainger'a hayran olmadan edemedim.Çok güzel bir kadın ve aynı zamanda oyunculuğunu da beğendim.

Konusunu anlatayım desem saçma olacak olacak,çünkü Bonnie ve Clyde çiftini aşağı yukarı herkes bilir diye düşünüyorum amma bilmeme ihtimali olanlar için kısaca üstünden geçelim diyorum.Ancak yalnızca bu dizinin şimdiye dek çıkmş bölümlerinden oluşan bir özet olacak bu.Gerçek Bonnie ve Clyde'ın hikayesini baştan sona yazmayacağım.

Clyde Teksas doğumlu bir çocktur.Baştan abisi ile tavuk çalmak gibi küçük hırsızlıklar yapmış ancak sonra işi büyütüp bir banka soymuşlardır.Bu soygun sırasında abisi tutuklanmıştır.

Küçükken ölümden dönmesinin ardından gelecekten küçük parçalar olduğunu düşündüğü görüyordur.Ve ilk gördüğü Bonnie'dir.Başta küçükken onu melek sannetmiştir.Ama sonra şans eseri Bonnie'nin düğününe katılıp onu gçrdüğünde hemen aşık olur.

Yıllar sonra Bonnie'nin kocası onu terk etmiştir ve film yıldızı olma hayalleri de suya düşmektedir.Bir gün Clyde Bonnie'nin evinin kapısına dayanır ve onu dışarı çıkarmayı teklif eder.Kabul eden Bonnie Clyde'ın o gece tutuklanması ile ondan daha da hoşlanır ve onu hapisten kaçırır.Sonraları birlikte banka soymaya başlarlar ve Bonnie gazetlerde yalnızca Clyde'ın adının geçmesinden memnnun değildir.


Original Clyde & Bonnie
 Bir gazete muhabirinin evine girer ve ona adını soy adını söyler.
Soygunlara Clyde'ın zoruyla katılmadığını ve onun da en az Clyde kadar suçlu olduğunu iyice açıklar ve evi terk eder.Sonra yakalanan Bonnie harika bir oyunculukla tüm jüriyi ve yargıcı kandırır.Sonunda yeniden Clyde'a döner ve bir soygun esnasında biri öldürülür.Yanlarına aldıkları 3. suç ortağı bir adamı vurur.Ancak Clyde ve Bonnie daha bilinen suçlular oldukları için suç onların üstüne kalır.Bonnie baştan buna çok üzülmüşse de sonra gazete haberlerinde Bonnie & Clyde olarak geçmelerinden memnun bir şekilde hatıra defterine gazete küpürleri yapıştırmaya devam eder...

Aslen çok çok beğenmemiş olsam da ikilinin maceralarını nasıl yansıtacaklarını merak ettiğimden izlemeye devam edeceğim sanırım.Bence siz de bir şans verin ve bakoın bakalım beğenecek misiniz...




17 Ocak 2014 Cuma

I Spit On Your Grave

Yapım : 2010
Tür: Crime / Horror / Thriller
İMDb Puanı : 6,3
Queen's Review : 10 / 6


Bu film serinin ilk filmi.İlk izlediğim zaman çok beğenmiş ve hemen ikincisini izlemeye koyulmuştum.Ancak ikincisi o kadar güzeldi ki,ilkini gölgede bıraktı.

O açıdan bu filmi ilk izleyenlerden biraz daha farklı gözle bakıyorum bu filme ve karşılaştırmadan duramıyorum devam filmi ile.

Beynimi biraz rahatlatıp tarafsız bir şekilde eleştirmeye çalışacağım.Öncelikle başrol Jennifer Hills'i canlandıran aktrist çok güzel bir bayan.Sarah Butler.Filmdeki rol yeteneğini çok çok beğenmesem de (karşılaştırmadan edemiyorum arkadaş! 2. filmdeki kızı hatırladıkça bu çocuk oyuncağı gibi geliyor.) güzel bir filmdi.Zevk aldım izlerken.Gerilimi bol,hatta bir yerde tırnak yediğimi fark ettim.
"Such a clishé!"

Konusu ise kısaca,Jennifer bir yazardır.Kendine ormanda uzak bir ev tutar.Ancak yolda benzin almak için durduğunda 3 adamla karşılaşır ve bir tanesi onunla flört etmeye kalktığında çocukla dalga geçer ve oradan ayrılır.Gölün kenarında,güzel ve sessiz bir ev ortamı eşliğinde yazmaya başlar.Evde bazı tamir işleri çıkar ve bir tamirci çağırır.Gelen çocuk bir nevi engelli bir çocuktur.Ve yardımları için onu öper.Ancak bu çocuk,Matthew,aslında kızın eve gelirken karşılaştığı o üç adamın,Johnny,Stanly ve Andy,arkadaşıdır.Onlara Jennifer'ın kendisini öptüğünü söyler ve flört girişimine red yemiş olan Johnny ile arkadaşları dalga geçerler.Sinirlenip kızın evine girmeye karar verdiklerinde de iş değişir.

Jennifer neye uğradığını şaşırır ve tecavüze uğrar.Kaçmaya çalışır ormanda iki adama rastlar.Bunlardan biri kasabanın şerifidir.Ancak bu şerif ,şerif Storch,diğerleri gibi değildir malesef.Ve kızı geri getirir.Kız tecavüze uğramaya devam eder ve en sonunda onlar onu öldüremeden kaçar.Sonra intikam için geri döner.

 Film güzeldi.Ancak biraz clishé idi malesef.Ancak izlemesi keyifli bir gerilim filmi olabilir kesinlikle.

Çünkü heyecan veren ve gerçekten gözünüzü ekrandan ayıramadığınız sahneleri var.

Tavsiyemdir...

I Spit On Your Grave 2

Yapım : 2013
Tür: Crime / Horror / Thriller
İMDb Puanı :5,6
Queen's Review : 10 /10 

Bence türünün en iyilerinden olan bir filmdi.Başrolü canlandıran aktrist Jemma Dallender mükemmel bir performans sergilemiş.Bu filmden önce kendisini hiç izlememiş olsam da,bu filmdeki performansı kendisinin hayranı olmama yetti.
 Şahsen film ve dizilerdeki ağlama sahnelerinin inandırıcılığınun başarı oranının çok düşük olduğuna inananlardanım.Gerçekten ağlayabilen çok az aktör/aktristvar bana göre.Ancak bu filmdeki ağlama sahneleri ve acı sahneleri süperdi.O denli inandırıcıydı ki bir yerden sonra durup hıçkırarak ağladım kızcağıza.Cidden.
Filmin konusu beni çok etkiledi açıkçası.Ben de üniversite sayesinde kendi başıma yaşama evrelerinde hep bunun başıma gelmesinden korkan bir kızdım.O açıdan bu film benim kabusumun perdeye yansıtılmış hali gibiydi.Ve biliyoruz ki bir çok kızcağızın da başına gelmiş/geliyor bile hatta şu anda.Düşüncesi bile tüyler ürpertici.

Konusunu ise şöyle kısaca açıklayacağım çünkü cidden üzücü.Katie model olmaya çalışan bir kızdır.Kendisi de çok güzel bir kız.Ancak ajansı ona daha güzel bir portfolyo oluşturması için daha güzel bir fotoğrafçı bulması gerektiğini söylerler.Ancak bu fotoğrafçılar oldukça pahalıdır ancak iş çıkışı bir gün Katie,şans bu ya,bir fotoğrafçının ücretsiz fotoğraf ilanını görür.Orayı arar ve gider.Üç kardeş olan Georgy,Ivan ve Nicholay ile tanışır.Fotoğrafını çekmek için soyunmasını ya da daha açık şekilde pozlar vermesini istemeleri üzerine Katie orayı terk eder.Ancak kardeşlerin en küçüğü olan Georgy,kıza aşık olur ve evine girer.Ona tecavüz eder ve kızın hoşlandığı çocuğu öldürür gözleri önünde.Sonra kardeşlerini arar ve onlar gelince kıza uyuşturucu verip onu bayıltırlar.Kız gözünü bir bodrum katında çırıl çıplak bir halde açar.


Katie elektro şok sahnesi
Sonrasında işler karışır ve bir şekilde oradan uzaklaştığında kendini Bulgaristan'da bulur.Fakat uzaklaşamadan yeniden yakalanır ve yeniden tecavüze uğrar.Ancak bu sefer yalnızca tecavüz değil o esnada yediği elektro şoklar yüzünden neredeyse bayılır.Sonra neredeyse ölüm döşeğindeyken dayak yer ve canlı canlı gömülür.Oradan şans eseri kurtulur ve öc almak için geri döner.

Ben böyle kısaca açıklarken bile ne kadar dehşet dolu bir senaryo olduğu anlaşılıyor.Ki bir de bunu inanılmaz bir oyunculuk sergileyen bir aktrist ile çok daha uzun ve detaylıca izlediğinizi düşünün.

Kızın elektro şok sahnelerindeki oyunculuğunu hiç unutmayacağım hayatım boyunca.Resmen damarları kopuncaya kadar bağırdı,ağladı,yalvardı ve acı çekti.Ve ben bunu tamamen hissettim.Ağlamaktan gözlerim pörtledi.Kendimi o kadar kötü hissettim ki kalktım bir süre filmden uzaklaştım.

Ancak geri dönüşü bir harika oldu!
Uzun süren iyileşme evresinde de neler olduğunu gösteriyor filmde.Dedim ya mükemmel! Dier filmler gibi hemen geri dönmedi Katie,lağamdan su içti,gizli bir yer bulup yiyecek çaldı vs vs...Daha fazla spoiler vermeyeyim neredeyse filmi anlattım.Sonunda geri döndü ve hepsinden hak ettikleri şekilde öcünü aldı.
Ben zaten kinci bir insanımdır ve daima okuduğum kitaplarda ve izlediğim filmlerde de kadın karakterin güçlü olmasını isterim.Sanırım Katie benim favori kurgusal karakterim oldu o kadar izlediğim filmler içinden.

Kesinlikle izleyin.Kızlara 'hiçbir şeyden korkmayın' diyen insanlar olduğunu biliyorum ancak bazen korkup eve kapanmak değilse de en azından bilip tedbirli olmak daha iyidir diye düşünüyorum ben.Çünkü dışarıda,gerçek hayatta da böyle şeyler hergün gerçekleşiyor.Bilinçli olalım ve kendimizi koruyalım istiyorum.Bir şeylere atılmadan evvel oturup iyice düşünelim.

O neden kızlar,kesinlikle izleyin derim.Hayat değiştiren bir film...